Merhabalar,
Evlere kapandığımız şu günlerde hepimiz mutfak keyfini yeniden keşfettik.. (Ben zaten mutfaktaydım ama şimdi çoğunluk mutfakta :)))) )
Sürekli evde olunca ne yapalım ne yiyelim soruları can sıkıntımızın başladığının belirtileri olarak ortaya çıkmaya başlıyor değil mi?
İşte bu keşkülün hikayesi böyle başlamadı..:)))) Dolapta süt vardı, taze midir değil midir bilemedim. Açıktı, Karya'dan kalmış. Yani Karya açmış böylece ben açılma zamanını bilemedim. Karya da Korona izninde.. Yok yok merak etmeyin hasta değil. Hasta olmasın diye evinde.. Neyse, efendim uzatmayayım. Sütü kaynatıverdim. Peki, kaynamış süt ne olacak.. eyvah en büyük soru bu.. Çünkü bende laktoz hassasiyeti var ve süt içemiyorum. Süt ürünleri tüketebiliyorum ama sütü doğrudan içemiyorum.
En sevdiğim sütlü tatlı olan keşkül yapmaya karar verdim. Bademi zaten severim.. Tatlıyı da zaten seviyorum. Ee daha ne olsun.. Daha önce de @ardanınmutfağından tarifler denemiştim. Hemen baktım.
Gelelim tarife;
1 litre süt
1 su bardağı şeker (ben birazcık daha az koydum)
2 yumurta sarısı (Ardanın tarifinde 1 yumurta sarısı diyor. )
1 su bardağı toz badem
1 su bardağı iri doğranmış badem (bu da benden..)
1 paket vanilya diyor Arda. Tabii ki ben paket vanilin filan kullanmadım. Vanilyanız yoksa hiç bir şey koymayın. Vanilin kimyasal bir ürün bildiğiniz üzere..
2 yemek kaşığı nişasta
3 yemek kaşığı su
Yapılışı cidden kolay, korkmayın;
Sütü, şekeri, yumurta sarılarını ve toz bademi tencereyi ateşe koymadan önce karıştırıyoruz. Sonra da ateşe koyup karıştırmaya devam ediyoruz. Süt kaynamaya başlayınca içine suyun içerisinde erittiğimiz nişastayı ekliyoruz. Karıştırmaya devam.. Kim korkar karıştırmaktan..:)) değil mi?? Kas yapar kas..:))) Altını biraz kısın ve boza kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Oldu bu dediğiniz noktada içine bütün bademden kıyılmış bademleri ekleyin ve bekleyin iki tikirdasın. Ateşi kapatın ve kaselere bademlerin eşit dağıldığına dikkat ederek boşaltın. Soğuyuncaya kadar üzeri açık beklesin, sonra üstlerini strech film ile kapatıp buzdolabına koyun. Ertesi gün tüketmenizi, tüketmeden önce de üzerine bademlerle süslemenizi öneririm. (Pişirdiğim gün de yedim, biraz daha sulu oluyor.. ama ılık ılık lezzet efsane... )
Haydi afiyet olsun...
datça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
datça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Nisan 2020 Çarşamba
15 Nisan 2013 Pazartesi
İzmirli Yemek Blogger'ları bir kez daha buluştuk..
Ekim ayında yapılan bir önceki blogger toplantısında verilen kararda olduğu gibi tam gününde bütün bloggerlar Kordon Otelde toplandık.
Sanal ortamda konuşmanın dışında bir araya gelmenin tadını çıkardık. Yeni bloggerlar arkadaşlarımızla tanıştık, yeni dostluklar kurduk.. Güzel sohbetler, çayımıza kahvemize eşlik etti. Sektör sorunlarını konuşup, ellerimize bakıp bakıp deliyiz dedik :)))
Bu yıl ki organizasyonu yapan arkadaşlarımız çok çalışmışlar, çok emek harcamışlar.. Sponsorlarımız da giderek çoğalıyor ve blogger gücünün farkına varıyorlar..
Bu güzel toplantıyı düzenleyen tüm arkadaşlarımıza, sponsorlarımıza çoook teşekkür ediyorum...
Sanal ortamda konuşmanın dışında bir araya gelmenin tadını çıkardık. Yeni bloggerlar arkadaşlarımızla tanıştık, yeni dostluklar kurduk.. Güzel sohbetler, çayımıza kahvemize eşlik etti. Sektör sorunlarını konuşup, ellerimize bakıp bakıp deliyiz dedik :)))
Bu yıl ki organizasyonu yapan arkadaşlarımız çok çalışmışlar, çok emek harcamışlar.. Sponsorlarımız da giderek çoğalıyor ve blogger gücünün farkına varıyorlar..
Bu güzel toplantıyı düzenleyen tüm arkadaşlarımıza, sponsorlarımıza çoook teşekkür ediyorum...
Dr. Ötker bir sürü ürün koymuş çantamıza.. Tarif defterinde de pek güzel tarifler bulunuyor..
Sweetvia, İpeksi Tatlar tükkanında da tatlandırıcı olarak kullandığımız bir ürün.. çok teşekkür ediyoruz Sweetvia..
Glisemik indeksi düşük olan ve bizim evde sıklıkla kullandığımız bulgur, bugün Duru Bulgur olarak evimize geldi. Üstelik çok başarılı iki yemek kitabıyla birlikte.. yaşasıınn mutfakta şenlik olacak demek ki..:)
Alaşehir, Trabzon ve Akdeniz ekmeğine özel karışımlarına yapmasını bilmezsek sıkılmayalım diye ekmek kitabını da ekleyerek Söke Un bize güzel ekmek unları hediye etmiş..
Lipton, siyah inci çayını, Nivea, serinleten güneş koruyucusunu, Fairy, bulaşık detarjanını, Kristal sizma zeytinyağını, Tursil de sıvı çamaşır deterjanını hediye etmiş..
Feast, pratik sofralar kitapçığı, önlüğü, şalı ve nihalesiyle evimize geldi..
Selva, irmiği, ıspanaklı mantısı ve şipşak makarnasıyla bizimleydi..
Koroplast, yine evimizi donattı. Ürünlerinin kalitesini kullandığımız için zaten biliyorduk ama lavanta kokulu çöp torbasına ve kesilmiş fırın kağıtlarına bayıldım..
Türk Kahvemiz İlyas Gönen'den, Bir lokmalık Datça bademimiz Zephiros Otelden..
Masalarımızı peynirleriyle donatan Murat Bey firması bununla yetinmeyip hepimizin adına tek tek birer ağaç armağan etmiş..
Bütün sponsorlarımıza, düzenleyen arkadaşlara tekrar çok teşekkürler..
Yeni toplantıda görüşme dileğiyle..
Etiketler:
datça,
dr. ötker,
duru bulgur,
fairy,
feast,
İlyas gönen,
ipeksi tatlar,
ipeksitatlar,
kordon otel,
koroplast,
kristal,
lipton,
nivea,
selva,
söke un,
sweetvia,
tema,
tursil,
zephiros otel
29 Ekim 2012 Pazartesi
Datça, keyif, lüfer.... :)
Merhabalar,
Kurban bayramı her zaman bana hüzün verse de bu yıl güzel bir tatil yapmayı başardık. Bir can alarak iyilik yapılacağını asla düşünemediğim için kurban edilen canlar için içim hep acıyor.. Can alacağınıza, can verin, kan bağışlayın, bir çocuk okutun, bir yoksulu doyurun. Mutlaka kurban kesmek gerekmiyor.. Neyse...
Önce 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutlamak istiyorum. Ben ölene kadar Cumhuriyet Bayramımızı kutlayacağıma söz veririm.. Her ne olursa olsun..
Tatilde bu kez Datça'ya Demet ve Barbaros'larla buluşmaya gittik. Gölmar oteline yerleştik. Daha sonra da bizimkilerle buluştuk. Akşam, Aslan'ların evinde toplaştık. 13 kişilik dev bir bayram yemeği yendi.. Ertesi gün Datça'nın muhteşem pazarına gittik. Susamımızı, fıstığımızı, bademimizi aldık. Pazardaki amcalarla sohbet ettik. Etiketlere pek güldük..:)))
Akşam üzeri bu yılın son denizine girdik. Atilla denizin dibinden önce bir bardak buldu, sonra da bir ahtapot. Tabi ki ahtapotu bardağa koyup kıyıya getirdik. Güya ahtapot elimdeyken Atilla fotoğraflarımı çekecekti. Hahaayytt.... ahtapot avcumun içine koca vantuzunu yapıştırdığı an bir gıdıklandım, ciyak ciyak denize bıraktım hayvancağızı..:)
Kurban bayramı her zaman bana hüzün verse de bu yıl güzel bir tatil yapmayı başardık. Bir can alarak iyilik yapılacağını asla düşünemediğim için kurban edilen canlar için içim hep acıyor.. Can alacağınıza, can verin, kan bağışlayın, bir çocuk okutun, bir yoksulu doyurun. Mutlaka kurban kesmek gerekmiyor.. Neyse...
Önce 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutlamak istiyorum. Ben ölene kadar Cumhuriyet Bayramımızı kutlayacağıma söz veririm.. Her ne olursa olsun..
Tatilde bu kez Datça'ya Demet ve Barbaros'larla buluşmaya gittik. Gölmar oteline yerleştik. Daha sonra da bizimkilerle buluştuk. Akşam, Aslan'ların evinde toplaştık. 13 kişilik dev bir bayram yemeği yendi.. Ertesi gün Datça'nın muhteşem pazarına gittik. Susamımızı, fıstığımızı, bademimizi aldık. Pazardaki amcalarla sohbet ettik. Etiketlere pek güldük..:)))
Kaya kekiği aslında:)))
Benim de fotoğrafımı çekin diyen satıcı amca..
Tezgahların güzelliği..
bardaktaki ahtapot..
Bardaktan çıkıyoorr...
Vantuzundan gıdıklandığım için devrile devrile gülüyorum..:))))
Akşamına yine 15 kişi toplaştık, yine balık yedik.. keyif yaptık. üzerine de kocaman birer dondurma yedik.. işte ne olduysa o dondurma ile oldu.. Sabah kalktığımda artık sesim yoktu. Çevremdekilerin sevincine bir anlam veremediysem de (!) sessiz kalmak pek hoş değildi..:))))
Ertesi günü yani tatilimizin son günü Demet, Barbaros, Aslan ve Zehranın bahçesine gittik. Kalamata zeytinlerimizi, son cheerry domatesleri ve biberlerimizi topladık vedalaştık ve yavaş yavaş yola çıktık..
Narlar olmuş mu diye baktık.. Müthişler...:)
Çene biter mi? sesim çıkmasa da konuşurum ben..
Domatesleerr...
Tarlanın konuğu sevgili kaplumbağa kardeşi kapının önüne koyduk ki domateslerimizi yemesin..
Öğle yemeği için arkadaşlarımızın önerisine uyarak mavi pide diye bir yerde patlıcanlı pidemizi yedik. Pek güzeldi. Aslında güzel olan başka birşey de yemeğimizi yerken bize eşlik eden ördekler ve süpriz bir şekilde bir balıkçıldı. Balıkçıl, ona atılan pidelere gelen balıkları yiyecek kadar akıllıydı.. Takdir ettik :)))
Mavi Pide..
Uyanık Balıkçıl...
Eve geldiğimizde bebeler bizi çok özlemişler.. biz de onları özlemiştik.. sarıştık sarmaştık..
Bu trakeit denen şey bol sıvı, dinlenme, konuşmama gibi şeyler istiyormuş. Yaptık..:)) Öğlen Atilla lüfer almış onu pişirelim dedik..
Gelelim artık tarife..
Bu balığın en güzel yanı ev kokmuyor.. balık bulaşığı olmuyor.. lezzetli süper bir yemek üstelik hesaplı.. Kilosu 33 lira civarında, iki tane koca balık yani yanına başka bir yemek yapmanıza gerek kalmayacak gibi iki balık sadece 25 TL tutuyor..
Önce tepsiye koroplast fırın kağını yerleştiriyoruz. Balıkları güzelce yıkıyoruz. Sızma zeytinyağı ile içini de dışını da yağlıyoruz. Üzerini de içini de hafifçe tuzluyoruz. Birkaç ta tane karebiber ekledik.
kenarına cherry domatesler, biberler ve limon dilimleri koyduk. Üzerine de biraz limon suyu sıktık. En son maydanoz yerleştirdik.
Fırını ızgara modunda açmıştık. Isıtılmış ızgara da yaklaşık 8-9 dakikada pişti. Bu süre fırınınıza, balığınızın büyüklüğüne göre değişir. Aman dikkat. Balıkları çok pişirirseniz bütün yararlı yağları akar gider. Sadece balık tadında işe yaramaz birşey yersiniz. Balığı SUYUNDA bırakacaksınız..:)
Çok sağlıklı, çok lezzetli bir yemekti..
Denemenizi öneririm.. Afiyet olsun..
Etiketler:
ahtapot,
aslan kahraman,
barbaros ılıkkan,
biber,
datça,
demet ılıkkan,
domates,
ipeksi tatlar,
ipeksitatlar,
kaplumbağa,
koroplast,
kurban bayramı,
lüfer,
lüfer nasıl pişer?,
nar,
zehra kahraman
20 Mart 2012 Salı
Balık Çorbası ve Datça keyfi...:) yine...
Birden Datça'ya gidebileceğimiz ortaya çıktı.. Annemin ilaçlarını ablam veririm deyince bir gecemiz serbest kaldı ve ilk aklıma gelen sevgili arkadaşlarımız Demet ve Barbaros'la Datça da buluşabileceğimiz oldu.. Ama bir pasta teslimimiz vardı. Naapsak ne etsek derken pastayı saat 13 te teslim ettik ve dosdoğru yola çıktık.. Saat 17 30 da Datça'daydık. İlk yaptığımız koşarak pazara gitmekti. Hemen her zamanki amcadan yer fıstığımızı ve susamımızı aldık. Badem için çarşıya gitmek lazım.. Ama önce balıkçı kontrol edilmeli.. Balıkçıda gözlerimize inanamadık koskoca bir lagos bize bakıyor.. Sonra tartılınca ortaya çıktı ki kendileri 5 kilo 800 grammış. Koyacak yer bulamadığımız için almadık ama balığa göz koyduk.:) Gidip bademlerimizi aldık sonra her zamanki otelimize yerleştik. Demet ve Barbaros, Dalaman havaalanına gelecekler ve oradan Emecik köyüne gelmeleri gece yarılarını bulacağı için biraz keyfimize baktık..
Datça'da çok fazla sokakta yaşayan cins köpek var. Sanırım alıp bakamayacaklarını anlayınca sokağa bırakıyorlar. Müthişler ve sevgiye açlar.. neredeyse bütün köpüşleri sevdik ama biriyle aşk yaşadım..:)
Gece Ilıkkan ailesiyle buluşup, Zehra ve Aslan Kahraman'lara gittik. Elimizde %70 kakaolu bir kutu çikolata ve bize gönderdikleri keçi boynuzu unu ile yapılmış yaban mersinli, üzümlü, tam buğday unlu kurabiyelerimizle... Yoldan gelenlere iyi geldi sanki..
Evin minik kedisi Salep 6 aylık bile olmadan hamile kalmış. Umarım sağlıkla bebişlerini doğurur.. Sohbet gecenin yarısını çok geçene kadar devam etti. Sabah erken kalkılıp kahvaltıya gelineceği için biz Datça'daki otelimize geri döndük. Sabah dosdoğru balıkçıya gittik. Balıkçı arkadaşı 1 saat kadar bekledik. Küçük yerleri seviyorum. Adam gelmiş, dükkanı açmış, anahtarı kapının üzerinde bırakmış, balık almaya gitmiş. Al git balığı kimse birşey demeyecek..Balığımızı temizlediler, yoldaki fırından tam buğday ekmeğimizi, tansaştan organik tam buğday unumuzu ve mayamızı aldık ve kahvaltının sonuna yetiştik..
Peynir dışındaki herşeyin evde yapıldığı bir kahvaltıdan sonra özlemler giderilmeye devam etti.. Ben bir ara (kaşla göz arasında) ekmeği mayaladım. Akşam üzeri balığın yanında taze sıcak çapati yemek hoş olur diye düşünmüştüm.
Sonunda gelen baharla birlikte her yerden fışkırmış çiçekler, bademler, marullar, maydonozlar inanılmazdı.. Soluğu deniz kıyısında aldık. Uzuun bir yürüyüş yaptık.
Balığı pişirmek uzun sürebilir diye eve geri döndük. Ekmeğimiz mayalanmıştı.. Balıkla hatıra fotoğrafları çekildikten sonra Atilla, balığa girişti. Balığın başını ve yanaklarını bize verdi. Koskoca bir tencereye su ve balık kafasını, yanaklarını koyduk. İçine bir avuç tane karabiber, 4 küçük dörde bölünmüş soğan, 2 halka halka doğranmış havuç, 1 limon suyu, limonun kabukları, birazcık zeytinyağı, 4 tane taze koparılmış defne yaprağı ve deniz tuzu ekleyip ateşe koyduk. Kaynamaya bıraktık.
Ekmekleri küçük küçük yuvarlaklar haline getirip sonra da 4-5 mm kalınlığında açıp teflon tavada pişirmeye başladık. Atilla dışarıda lagosu şiş haline getirip, bir lagos, bir defne şeklinde şişe dizmekteydi.
Balık çorbasında havuçlar piştikten, suyun balıkla bütünleşmesi için biraz daha bekledik.Balığın suyunu başka bir tencereye süzdük. Balığı elimiz yana yana ayıkladık, balığın süzdüğümüz suyunun içine ekledik. Biraz daha limon ve tuz ekledik. Tekrar ateşe koyduk kaynamasını beklerken bir buket :) maydanozu hafifçe kıyarak ekledik. Bir taşım daha kaynadı ve işte hazıırr..
Keyifli sohbetler, güzel dostlarla sıcak sıcak açık havada, güneşin batmadan önceki son ışıltıları içinde çorbamızı içtik ve lagos şişlerimizi yedik.
Hayat dostlarla güzel... Güzellikleri tatlandırmanın bir yolu da güzel sofralardan geçiyor..
Afiyet olsun, hep sağlıkla, hep mutlu kalın..
Datça'da çok fazla sokakta yaşayan cins köpek var. Sanırım alıp bakamayacaklarını anlayınca sokağa bırakıyorlar. Müthişler ve sevgiye açlar.. neredeyse bütün köpüşleri sevdik ama biriyle aşk yaşadım..:)
nasıl da sakin, nasıl da yumuşak tüylü,nasıl da temiz..
Bana dayandı, benden destek aldı, sanki beni de götür der gibi..
Salep hanımla Barbaros biraz aşk yaşadı..
Balığımız temizleniyor..
Zehra ve ben nereye mi bakıyoruz??
Masanın altında yaşayıp her daim aç olan ve duygu sömürüsü yapan Poyraz'a bakıyoruz tabii ki..
Deniz de nasıl yüzülesiydi..
Barbaros'un tuttuğu (!) :P 100 kiloluk lagos..
Çok çalıştı çookk..
Balık çorbasında havuçlar piştikten, suyun balıkla bütünleşmesi için biraz daha bekledik.Balığın suyunu başka bir tencereye süzdük. Balığı elimiz yana yana ayıkladık, balığın süzdüğümüz suyunun içine ekledik. Biraz daha limon ve tuz ekledik. Tekrar ateşe koyduk kaynamasını beklerken bir buket :) maydanozu hafifçe kıyarak ekledik. Bir taşım daha kaynadı ve işte hazıırr..
ee Candan da sofrayı kurdu, servis yaptı..
Sizi seviyorum dostlarım..
Hayat dostlarla güzel... Güzellikleri tatlandırmanın bir yolu da güzel sofralardan geçiyor..
Afiyet olsun, hep sağlıkla, hep mutlu kalın..
8 Ocak 2012 Pazar
Sonunda ayva ile yemek yaptım...
Yıllardır hep tariflerde görürüm, ayva ile yapılan et yemekleri hep ilgimi çeker.. Yarın yapacağımız ayvalı biscottiler için aldığımız ayvayı görünce yemeğin içine havuç koymaktan vazgeçtim. Bir parça incik aldık. İnciği yıkadım, döküm tencerenin içerisine yerleştirdim.
Bir tane ayvayı lokmalık parçalar halinde kestim ama elbette önce kabuğunu soydum. Datça'da Demet'lerin ve Zehra'ların tarlasından topladığımız domateslerden 2 tane yeşilinden, 2 tane de pembelerinden seçtim. Yeşilleri yine lokmalık halde kesip tencereye ilave ettim.
Tuz, tane karabiber, biraz da iri çekilmiş karabiber ve zeytinyağı ekledim. Azıcık ta su koydum. Ayva pek sulu çıkmadı çünkü. Bir sarımsağı ve bir soğanı da iri iri doğrayıp ekledim. Sarımsağı doğramadım bile.. Bıcağın yanıyla ezdim ve ekledim.
Hepsini karıştırdım. Niyetim ocakta pişirmekti. Ama evde alüminyum folyo kalmamış. Tencerenin ağzını kapatmak lazım... ee neyle yapılacak???? Bir tv programında gördüğüm hamur geldi aklıma. Hemen un ve su ile sade bir hamur yaptım. Hamuru önce elimle yuvarlayarak uzun silindir haline getirdim, sonra da merdane ile açtım ve tencerenin ağzının kenarına kapattım. Ama artık ocakta pişiremezdim. Hemen fırın 180 dereceye ayarlanarak yaktım. Tencere de ısınmasını bile beklemeden fırına koydum.
Bu arada diğer pembe domatesler küçük küçük doğradım. Bir tencereye koydum, 2 yemek kaşığı kadar zeytinyağı ekledim, orta ateşte pişmek üzere ocağın üzerine koydum. Başka bir yerde 1 su bardağı pirinç yıkadım ve süzdüm. Domatesler pişince (hatta biraz ölünce :)) ) içerisine 1.5 bardak su koydum. Su kaynayınca pirinçlerimi ilave ettim, altını kıstım, kapağını kapattım ve saatimi 10 dk. ya kurdum. 10 dk sonra pilavımın üzeri gözgöz olmuştu. Altını kapattım, üzerine kağıt havlu koyup kapağı tekrar kapatıp demlenmesini bekledim. Böylece etin yanına yiyeceğimiz pilavımız (hemde kendimizin pembeleştirdiği domatesli) et pişene kadar demlenecek ve dinlenecekti.
İki saat sonra fırından eti çıkardık. Kenarındaki hamuru kırdık. İçinden muhteşem bir yemek çıktı. Kendi buharında pişmiş domatesler, ayvalar ve tabii ki incik...
Değişik iki lezzet.. denemenizi öneririm. Afiyet olsun..
Bu arada diğer pembe domatesler küçük küçük doğradım. Bir tencereye koydum, 2 yemek kaşığı kadar zeytinyağı ekledim, orta ateşte pişmek üzere ocağın üzerine koydum. Başka bir yerde 1 su bardağı pirinç yıkadım ve süzdüm. Domatesler pişince (hatta biraz ölünce :)) ) içerisine 1.5 bardak su koydum. Su kaynayınca pirinçlerimi ilave ettim, altını kıstım, kapağını kapattım ve saatimi 10 dk. ya kurdum. 10 dk sonra pilavımın üzeri gözgöz olmuştu. Altını kapattım, üzerine kağıt havlu koyup kapağı tekrar kapatıp demlenmesini bekledim. Böylece etin yanına yiyeceğimiz pilavımız (hemde kendimizin pembeleştirdiği domatesli) et pişene kadar demlenecek ve dinlenecekti.
İki saat sonra fırından eti çıkardık. Kenarındaki hamuru kırdık. İçinden muhteşem bir yemek çıktı. Kendi buharında pişmiş domatesler, ayvalar ve tabii ki incik...
Değişik iki lezzet.. denemenizi öneririm. Afiyet olsun..
13 Aralık 2011 Salı
Muhteşem haftasonu...
Geçen günler çok yoğundu. Hem mimarlık işleri hem ipeksi tatlar çok yoğundu. Bir yandan üç doktor arkadaşımın açacağı kliniği yetiştirirken, bir yandan da yeni tatlar yaratıyor, diğer yandan da eski tatları yeni dostlara tattırmaya uğraşırken, araya annemin de tansiyon vs doktorluk işleri girince migrenim 3 yıllık atağını yaptı ve beni yerden yere vurdu.. Baş dönmesi maceramız yeniden başladı. Neyse, bu kadar hastalık, iş, güç derken yorgunluğumuz en yüksek haline ulaştı. İmdadımıza Demet ve Barbaros yetişti. Datça'da yerleşme çabaları sürerken aralıklarla İstanbul'dan Datça'ya kaçıyorlar.. Kaçarken bize de haber verdiler veee bütün işlerimizi ayarlayarak cumartesi sabahı Datça'ya doğru yola çıktık. Onlar gece varacakları için gündüzümüz bizimdi. Cumartesi günü Datça'nın pazarı. Önümüzde de yılbaşı çikolataları var eh bu durum değerlendirilmez mi? Datça'ya varır varmaz önce Zekeriya sofrasında güzelce yemeğimizi yedik. Sonra da pazara daldık. Pazarda ilk gördüğümüz taptaze barbun balıklarıydı. Ama bir sorunumuz vardı, balığı nerede pişirecektik???? balığı almadan geçtik. Pazardan, fıstık ve mandalina aldık. Kooperatifleri dolaşarak Sıra bademi mi, ak badem mi yoksa nurlu badem mi alsak diye karar vermeye çalıştık ve elbette nurlu badem denen bademden ve yerel ak bademden aldık.. Pazardaki dil muhteşemdi. Satıcılar köylü teyzeler ve amcalardı. Çok sıcak insanlar...
Deniz dümdüz, pırıl pırıldı. Denize karşı güzeeel bir kahve içip gevşedik. Bir sürü kedi sevdik. Ardından da kalacak yerimizi ayarlayalım dedik. En iyi gibi duran otele yer var mı dedik, sadece apart bir odaları kalmış. Hehehe birden bizim bir mutfağımız oldu. Bunun farkına vardığımızda güle oynaya odamızı tuttuk. Odamız deniz manzaralı, bir oda, bir salon, bir MUTFAK ve bir banyodan oluşuyordu. Odaya yerleşir yerleşmez hemen pazara geri döndük.
Balığımızı ve salata malzemelerimizi aldık. Böylece mutfaktan çıktığımız bir hafta sonu da yine mutfaktaydık. Balığımız ve şarabımız pek güzeldi. Gece yarısı Demet ve Barbaros ile buluştuk. Onlar bizi dostları Zehra ve Aslan'la tanıştırdılar. Zehralarda Şaşkın, Poyraz ve Saleple tanıştık. Rozi hanım, lütfedip gelmedi yanımıza.. Bize daha önce gönderdikleri keçiboynuzu unuyla yaptığımız kurabiyelerden götürmüştük. Gece atıştırması oldu.
Keyifli bir iki saatten sonra otelimize dönüp, kafayı yastığa koyar koymaz uyumuşuz. Sabah Atilla, o günün yemeği için balıkçılara gitmek üzere erkenden çıktı. Yine barbun bulmuş. Tazecik..
Bizim misafir perver ekiple buluştuk. Muhteşem bir kahvaltı yaptık. Üzerine en yakın karayolunun 10-15 km mesafede olduğu tarla ve bahçelerine gittik. Passion fruittan, kabağa, zeytinden, papayaya herşey ekmişler. Henüz hepsi bebek. Ama 2 yıl sonra muhteşem olacaklar. Biber, patlıcan, turşuluk domates topladık. Tatlı kabaklarımızı da aldıktan sonra yukarı bahçeye çıktık. Esas muzlarımız buradaydı. Atilla muzu görür görmez muz yapraklarından kesmeye başladı. Sonra da bir hevenk muz kestik. Henüz yemyeşil ama 1 hafta sonra sararmaya sonra da tatlanmaya başlayacakmış. Yeni yılda tatlı muzlarımız olacak yani..:))
Acıkınca eve geri döndük, ısırgan ve radikadan labne peyniriyle birlikte muhteşem bir kavurma pişirdi Zehra. Aslan, mangalı yaktı, ben havuç salatası yaptım, Demet kavurmaya yardım etti. Atilla muz yapraklarının içine balıkları koydu ve sardı. Barbaros, Atillaya yardım etti. Böylece muhteşem bir soframız oldu.
Bütün kılçıkları ve kafaları Poyraz ve Şaşkın yedi. Hava lokum gibiydi, sohbet sofradan tatlıydı. Ama biz ayrılmak zorundaydık... Bütün (eski ve yeni) dostlarımızı öptük, vedalaştık..
Muhteşem bir haftasonuydu. Dinlenmiş ve enerjik bir şekilde yeni haftaya başladık.. Keşke her haftasonumuz böyle olsa........
Sizin de benim gibi dostlarınızın olması dileğiyle, sağlık ve tatla kalın...
Burukule :))))
Domatizzz ..:))
Bademler, incirler, fasulyeler..
Deniz görünce deli kadın naapar??? yeeeeeaaayy diye zıplar.. :))
Benden hangi kedi kurtulmuş acaba?
Nazlı'nın en bi birinci kedisi, benim aşkım Banji'nin kuzeniyle karşılaştık..:))
Keyifli bir iki saatten sonra otelimize dönüp, kafayı yastığa koyar koymaz uyumuşuz. Sabah Atilla, o günün yemeği için balıkçılara gitmek üzere erkenden çıktı. Yine barbun bulmuş. Tazecik..
Aslan'ın kaktüsleri...
Çevremizde Poyraz ve Şaşkın...
Kahvaltı sonrası keyif.. Gözüme batan bişi nedeniyle güneşten korunayım diye güneşe ve manzaraya arkamı döndürdüler..:(
Papaya bitkisi ...
Son biberler, patlıcanlar ve yeşil domatesler tek tek toplanıyor..
Muzun içerisine sarılmayı bekleyen barbun balığımız.. soğan, sarımsak ve zeytinyağı ile tatlandırılmış..
Sayın Profesörümüz Barbarosumuz mangal sorumlusu oldu..
Salep hanım, güneşe Zehra'nın kucağında çıkıyor.. Şaşkın dan pek korkuyor..
Sohbete dur durak yok..
Muhteşem bir haftasonuydu. Dinlenmiş ve enerjik bir şekilde yeni haftaya başladık.. Keşke her haftasonumuz böyle olsa........
Sizin de benim gibi dostlarınızın olması dileğiyle, sağlık ve tatla kalın...
Etiketler:
barbun,
datça,
emecik,
ipeksi tatlar,
ipeksitatlar,
klinilk,
muz yaprağı,
pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
