17 Şubat 2013 Pazar

İpeksi Tatlar artık zemin kata indi...

Artık Tükkan :) olduk...

Kasım ayında büromun olduğu binanın zemin katındaki minnacık dükkanın boşalacağını duyunca ah orada İpeksi Tatlar açsak ne keyifli olur diye içimden geçirdim. Mülk sahiplerinden biriyle asansörde karşılaşıp ne düşündüklerini sorduğumda gayet belirsiz bir yanıt aldım. Daha doğrusu yanıt alamadım :(

Aradan bir kaç hafta geçmiş, benim aklım hala aşağıdaki dükkandayken, daha önce bize yardıma gelen "Minik Aşcı"mız Ebru, ben işten ayrıldım diye geldi.. Eee dedim, bu dükkanın peşine düşmenin zamanı gelmiş de benim haberim yok..

Ev sahipleriyle görüştükten sonra kontratı imzaladık. İş en büyük kalem olan buzdolabımıza geldi. Bir yandan da tükkanımızın rölevesini çıkartıp, neler yapabiliriz düşünceleri başladı.. Planlama bittiğinde soluğu buzdolapçılarda aldık. En içimize sinen, bizim isteklerimize karşılık veren firma Ergül Teknik oldu. Minnacık buzdolabımızın yarısı çikolata yarısı pasta dolabı oldu. Teşhir bölümü corian malzemesiyle kaplandı, motoru arka dolaba saklandı.. Dolabın fiyatını gördükten sonra artık o dolaba Ferrari diyoruz..:))))

Yıkım söküm yapmaya başlayınca duvarda bir girinti farkettik, heeyoo teşhir raflarımızın yeri ortaya çıktı.. Klimamızın markasına karar verildi, Vedat Bey'den Carrier almaya karar verdik. Çikolata ve kurabiye kutuları Daisybox'a sipariş verildi, taşıma çantaları, take a way kahve bardakları Or.Lady ye sipariş edildi. Bir sürü detay konuşuldu. Tabelamızın rengi, ışığı, yazı karakteri kararlaştırıldı. Bahçe mobilyalarımız Aydın'a sipariş verildi. Kısacası uzuuun, karmaşık ve karışık bir süreçti. Alarm sistemimizi A1 Alarm kurdu. Barisol tavanımızı Yezmir Zafer Bey yapıyor. Duvar kağıtlarımızı Parmalite'tan aldık.

En çok uğraştıran kahve makinası, su arıtma cihazı, tente, latte bardağı ve çikolata teşhir tabakları oldu.  Sonuç Lavazza kahve ve makinası kullanmaya karar verdik. Arıtma cihazımızdan pek memnunuz, tenteyi baştan yaptırdık, latte bardağını henüz çözemedik, çikolata teşhir tabaklarını da bir şekilde hallettik.

İçeride neler oluyor acabaa??? :)

Doğramamız takılıyor..

Dekor inşaattan Ayhan.. betopanlarımızı monte ediyor..

Baş destekçilerden elektrikçimiz Ergun..

Mobilyalarımız İnan mobilya.. süper ekip..

Duvar kağıtlarımız Parmalite'tan, işçilik Ramazan ustadan..

Ergül Teknik'te dolabımızla ilk karşılaşmamız..

Sarı dolaplarımız da geldi.. montaj devam..


Mahallenin tüm dikkatini sarı topladı :)

Tabelamız monte ediliyor..

Heey, ışıklar yanıyor artık..

Temizledik, pakladık, yerleştirdik.. Hala da gülebiliyoruz..:)

Yağmur çamur, saçak altına sıkıştık. masalar içeride kaldı..:(

Güzel kızım..

Günün sonuna doğru... Didem ziyaretimize geldi...
 
14 şubat sevgililer gününden önce açabilmek için tüm ekip (inşaat grubu, tesisatçılar, montajı yapılacak tüm ürünleri getiren destekçiler... herkes yani) 8 şubatta bütün işleri bitirdik. Mutfak ekibi olarak ta deli gibi çalıştık çikolatalarımızı, pastalarımızı, tuzlularımızı, keçiboynuzlu kurabiyelerimizi, cheesecakelerimizi hazırladık. Gecenin bir zamanında tükkanımızı yerleştirdik veee 9 şubatta saat 14 30 da kapımızı açtık.. Umarım bu açış uzun süreli olur, sağlıkla, keyifle tatlar üretir ve sağlıkla tüketiriz. Tüm dostlarımızı bekliyoruz.. Kahvemiz ve tatlarımızla...

1 Ocak 2013 Salı

Sevgili 2013, Hoş gelmiş ol lütfen...



Bir yıl daha devrildi.. Aman da ne zor geçirdik bu yılı.. Aralık ayına kadar başımıza gelmeyen kalmadı.. Son ayını sevdik o ayrı..

Önce ben yüzfelci geçirdim, sonra Atillamu'nun aşil tendonu koptu, bacağı alçılara alındı. Peşinden sevgili 19 yaşındaki kedim ŞEKER melek oldu... Şeker, bu güne kadar annem babam hariç birlikte en uzun süre yaşadığım arkadaşımdı. Kaybı zor oldu..
ŞEKER KIZIM..

Ama ev kedi evi.. kedisiz olmaz dedik. Oğluş karşımıza çıktı. Bir kedi sever köpeğin ağzından kurtarmış ve 1 ay boyunca taşıma kutusunda bakmış.. Kutudan çıkar çıkmaz vıınnn vınnn vınnn bir kedi oldu..

OĞLUŞ HENÜZ BEBİŞKEN..
 Sürekli hareket halinde.. Derken bir gün kapı aralığından kaçıp koşarken 18. kattan merdiven boşluğuna düştü.. 15. kata kadar bütün korkuluklara çarpa çarpa... sesi hala kulağımda.. hemen Cats&Dogs Başak hanıma koştuk. Önce bilinç kaybı oldu.. sonra da kör oldu.. Sonra iyi bakım ve sevgiyle bizim delikanlı paçayı kurtardı.. Şimdi canavar bir Oğluş oldu.. 5 kilo gibi ve gayet sağlıklı.. Ama bu delikanlı yalnız yaşamasın dedik. Ankara'dan bir sarman kız misafir geldi.. O da çöp bidonuna düşmüş, çıkamamış. Oradan kurtarmışlar.. Nereden nereye, Nazlı'nın müthiş destekleri ve yardımıyla Sokak kızı İrma'mız, İrma Naz Banditta adı ile bize katıldı.. Biri 8.5, diğeri 7.5 aylık iki cücemiz var artık. 2012 nin en güzel yani bu bebelerdi..

GÜZEL KIZIM İRMA NAZ BANDİTTA..
 
 

Aralık ayında çok çalıştık, çok güzel tatlar ürettik. En favorimiz portakal likörlü ve lavantalı çikolatamızdı.. Aydın Doğan'a, Bergüzar Korel'e, Belediye Başkanımız Hakan Tartan'a iletilmek üzere çikolata siparişleri aldık. Pek gururlandık.

Şubat ayının başında size bir süpriz yapacağız. Şimdi onun için can hıraş çalışıyoruz. :))

Gelelim 2013'e..

Bak sevgili 2013, yeni yepyeni bir yıl olarak hayatımıza katılıyorsun. Seni sevmeyi tahmin edemeyeceğin kadar çok istiyoruz. Lütfen, neşeyle, sağlıkla, başarıyla, eh biraz da parayla gelsen hayır demeyiz, keyifle, tatla gel ve bütün bir yıl bizimle ol ki, peşinden "NE GÜZEL BİR YILDI, KEŞKE BİTMESEYDİ.."diyebilelim.. Anlaştık mı?

SEVGİ, TAT, AŞK, KEYİF VE SAĞLIKLA GEÇİRECEĞİMİZ BİR YIL İSTİYORUZ...

ÖYLE OLDUĞUNDAN EMİNİZ SEVGİLİ 2013.. HOŞGELDİN...;)

29 Ekim 2012 Pazartesi

Datça, keyif, lüfer.... :)

Merhabalar,

Kurban bayramı her zaman bana hüzün verse de bu yıl güzel bir tatil yapmayı başardık. Bir can alarak iyilik yapılacağını asla düşünemediğim için kurban edilen canlar için içim hep acıyor.. Can alacağınıza, can verin, kan bağışlayın, bir çocuk okutun, bir yoksulu doyurun. Mutlaka kurban kesmek gerekmiyor.. Neyse...

Önce 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutlamak istiyorum. Ben ölene kadar Cumhuriyet Bayramımızı kutlayacağıma söz veririm.. Her ne olursa olsun..

Tatilde bu kez Datça'ya Demet ve Barbaros'larla buluşmaya gittik. Gölmar oteline yerleştik. Daha sonra da bizimkilerle buluştuk. Akşam, Aslan'ların evinde toplaştık. 13 kişilik dev bir bayram yemeği yendi.. Ertesi gün Datça'nın muhteşem pazarına gittik. Susamımızı, fıstığımızı, bademimizi aldık. Pazardaki amcalarla sohbet ettik. Etiketlere pek güldük..:)))

Kaya kekiği aslında:)))

Benim de fotoğrafımı çekin diyen satıcı amca..

Tezgahların güzelliği..
 
Akşam üzeri bu yılın son denizine girdik. Atilla denizin dibinden önce bir bardak buldu, sonra da bir ahtapot. Tabi ki ahtapotu bardağa koyup kıyıya getirdik. Güya ahtapot elimdeyken Atilla fotoğraflarımı çekecekti. Hahaayytt.... ahtapot avcumun içine koca vantuzunu yapıştırdığı an bir gıdıklandım, ciyak ciyak denize bıraktım hayvancağızı..:)

bardaktaki ahtapot..

Bardaktan çıkıyoorr...

Vantuzundan gıdıklandığım için devrile devrile gülüyorum..:))))
 
Akşamına yine 15 kişi toplaştık, yine balık yedik.. keyif yaptık. üzerine de kocaman birer dondurma yedik.. işte ne olduysa o dondurma ile oldu.. Sabah kalktığımda artık sesim yoktu. Çevremdekilerin sevincine bir anlam veremediysem de (!) sessiz kalmak pek hoş değildi..:))))
Ertesi günü yani tatilimizin son günü Demet, Barbaros, Aslan ve Zehranın bahçesine gittik. Kalamata zeytinlerimizi, son cheerry domatesleri ve biberlerimizi topladık vedalaştık ve yavaş yavaş  yola çıktık..
 
Narlar olmuş mu diye baktık.. Müthişler...:)

Çene biter mi? sesim çıkmasa da konuşurum ben..

Domatesleerr...

Tarlanın konuğu sevgili kaplumbağa kardeşi kapının önüne koyduk ki domateslerimizi yemesin..
 
Öğle yemeği için arkadaşlarımızın önerisine uyarak mavi pide diye bir yerde patlıcanlı pidemizi yedik. Pek güzeldi. Aslında güzel olan başka birşey de yemeğimizi yerken bize eşlik eden ördekler ve süpriz bir şekilde bir balıkçıldı. Balıkçıl, ona atılan pidelere gelen balıkları yiyecek kadar akıllıydı.. Takdir ettik :)))
 

Mavi Pide..

Uyanık Balıkçıl...
 
Eve geldiğimizde bebeler bizi çok özlemişler.. biz de onları özlemiştik.. sarıştık sarmaştık..
Bu trakeit denen şey bol sıvı, dinlenme, konuşmama gibi şeyler istiyormuş. Yaptık..:)) Öğlen Atilla lüfer almış onu pişirelim dedik..
Gelelim artık tarife..
 
Bu balığın en güzel yanı ev kokmuyor.. balık bulaşığı olmuyor.. lezzetli süper bir yemek üstelik hesaplı.. Kilosu 33 lira civarında, iki tane koca balık yani yanına başka bir yemek yapmanıza gerek kalmayacak gibi iki balık sadece 25 TL tutuyor..
Önce tepsiye koroplast fırın kağını yerleştiriyoruz. Balıkları güzelce yıkıyoruz. Sızma zeytinyağı ile içini de dışını da yağlıyoruz. Üzerini de içini de hafifçe tuzluyoruz. Birkaç ta tane karebiber ekledik.

kenarına cherry domatesler, biberler ve limon dilimleri koyduk. Üzerine de biraz limon suyu sıktık. En son maydanoz yerleştirdik.
Fırını ızgara modunda açmıştık. Isıtılmış ızgara da yaklaşık 8-9 dakikada pişti. Bu süre fırınınıza, balığınızın büyüklüğüne göre değişir. Aman dikkat. Balıkları çok pişirirseniz bütün yararlı yağları akar gider. Sadece balık tadında işe yaramaz birşey yersiniz. Balığı SUYUNDA bırakacaksınız..:)
Çok sağlıklı, çok lezzetli bir yemekti..
Denemenizi öneririm.. Afiyet olsun..
 

12 Ekim 2012 Cuma

3. İzmir Yemek Bloggerları Toplantısı

Merhabalar,

Uzun bir ara verdiğimi biliyordum ama hazirandan beri yazmadığımı bilmiyordum. Şok oldum. Hiç bu kadar boşlamamıştım.

 
Figen arkadaşımın (Figen Karavas) beni tanıştırdığı İzmirli Yemek Bloggerları Bostanlı Cengiz Gode Spor Tesislerinde toplandık. Ben ilk kez katıldım ama sanki bir çoğunu yıllardır tanıyordum. Pek keyifliydi.



tabaklarımız çok şık süslenmişti..
 
tabağım... yarısı kaldı..

Acı badem kurabiyesi yapmıştım..

bu grubumuzun birazı.. 50 kişiydik..



Bütün katılımcılar çeşit çeşit yiyecekler yapmışlardı. Çeşit çeşit pastalarımız, kurabiyelerimiz, ekşi maya ekmeğimiz, havuçlu torpilimiz, pırasalı kişimiz, mercimek köftemiz, badem kurabiyemiz, böreğimiz, cheesecakelerimiz.... ve daha bir sürü damak keyfi yaratacak yiyecek vardı. Tabaklar tepeleme doldu, ama hepsinden tadabilme adına (ki başaramadığımı fotoğraflardan anlıyorum) birer lokmacık yememe rağmen çok doydum. Fincan fincan kahve içip hazmetmeye çalıştım. Elbette sonrası 3 gün diyet..:))

Bu toplantı benim için başka bir açıdan daha ilginçti. Hiç bu kadar çok sponsor olacağını düşünmemiştim.
  • Koroplast (ürünlerindeki hijyeni vurguladılar.. her üründen numune hediye ettiler..)
  • Carte Dor (hazır tatlılarından hazırladıkları bir torbamız vardı..)
  • Yuva (spatulamız, mayamız, hazır poğaça ve ekmek karışımı)
  • Selva (paket paket makarna sakın beni unutma dediler :))) )
  • Sweetvia (doğal bir bitkiden elde edilen kalorisiz, sağlıklı tatlandırıcı)
  • Form Stüdyo (hepimize kişisel bakım hediye edildi )
  • Pizza Tomato (ürünleri donmuş değil, tazeymiş.. pizzaları da masamıza katıldı)
  • Signal (yeni çıkmış bir diş macunu ve çocuk diş fırçaları hediye ettiler)
  • Pınar (süt, krem şanti ve krema vardı paketlerinde)
  • Fairy (bulaşık makinası ve elde yıkama deterjanlarından tam boy hediye ettiler)
  • Ravika ve Keskinoğlu (yemek tarifleri ve önlük hediye ettiler)
  • Nivea (daha bakımlı, daha güzel olalım diye minik bir çanta hazırlamışlar..)
  • Dr. Ötker (pudingler, kekler, kutu kutu taşımakta zorlanacağımız kadar çoktu)
Tüm sponsorlarımıza, bu organizasyonu kusursuz bir şekilde düzenleyen blogger arkadaşlarıma çook teşekkür ederim..

Yeni tatlarda, yeni günlerde görüşmek üzere...

Tatlı kalın..:)
     

27 Haziran 2012 Çarşamba


SU İÇİLECEKMİŞ..

Bütün doktorlar, diyetisyenler, beslenmeyle uğraşanlar, spor antrenörleri... gibi meslek birimleri sürekli günde en az  8 -10 bardak su içmelisiniz, çay, kahve su yerine geçmez diye söyleyip duruyorlar.. İyi de kolay mı 10 bardak su içmek.. Ben 10 değil belki 15 bardağı zorlanmadan içebiliyorum.. Bahanelerimi ve alışkanlıklarımı paylaşayım dedim..

·         Sabah gözünüzü açtınız, dosdoğru mutfağa... gece uyurken su kaybettiniz hemen karşılamalı.. üstelik bağırsak sisteminizi de harekete geçirir... yani vücuda haydi uyandım, başla bakalım çalışmaya deme suyu... BİİİRRRRR..

·         Duşunuzu yaptınız, giyindiniz, kahvaltınızı ettiniz, çayınızı veya kahvenizi içtiniz, dişinizi fırçaladınız, evden çıkıyorsunuz.. Aman durun, ya yollarda susarsanız.. kapıdan çıkmadan hemen bir bardak su daha.. (korkmayın öyle hop diye tuvalet ihtiyacı doğmaz...) İKİİİİİ...

·         İş yerinize geldiniz.. çaycınız masanıza bir çay bıraktı.. ama olmaz, çaydan önce bir bardak su içilmeli.. ne de olsa trafikte geldiniz, enerji kaybettiniz.. hem stresli çalışma ortamına başlamadan önce su içmek insanı sakinleştirir unutmayın... ÜÇÇÇ...

·         Çaycınıza söyleyin ya da üşenmeyin kendiniz alın masanıza bir koca bardak su koyun.. ağzını kapatın da tozlanmasın.. odanıza giren çıkan her kişiden sonra bir yudum için.. gün boyu su desteği... DÖÖÖRRRTTTT...

·         Yemekten önce içerseniz siz bilirsiniz... midenizi şişirir daha az yersiniz ama bazı doktorlar bunu önermiyor.. ben yemek öncesi içemiyorum.

·         Yemekte de içemiyorum.. ama mutlaka yemekte ayran içiyorum. Biraz tuz, biraz kalsiyum desteği...

·         Yemeğin üzerine tatlı yediyseniz üzerine bir bardak daha su için.. tatlının ağzınızda bıraktığı dişinizi çürütebilen artıklardan bir parça kurtulabilirsiniz. BEEEŞŞŞ...

·         Yemek sonu Türk kahvesiz, kahve de susuz olmaaazzz.... ALTIII.....

·         Gün bitti toparlanıyorsunuz.. (arada su içtiyseniz aman ne mutlu..) yola çıkacaksınız.. hemen bir koca bardak daha.. ya yolda susarsanız.. arabada beklemiş suları içmiyoruz biliyorsunuz..YEDİİ...

·         Eve geldik.. oohhh önce duş, sonra yemek hazırlıkları... yemek hazır olana kadar bir bardak su için, hem sizi açlık krizinizden kurtarır, hem de sakinleştirir.. SEEKİİZZZZ...

·         Yemekten sonra bir bardak daha ... DOOKUUZZZ....

·         TV izlerken, arkadaş sohbetinde, keyifte içerseniz ne ala yok içemediniz, yatarken dişlerinizi fırçaladınız, üzerine bir bardak daha su için.. diş macunundan sonra ne kadar güzel bir ferahlık yaşadığınızı görüp şaşıracaksınız. OOONNN.....

İşte bu kadar kolay ....  suyunuzun içerisine bir iki damla limon suyu da damlatabilirsiniz.. Ama unutmamanız gereken tek şey suyunuzu soğuk değil, oda sıcaklığında, yok hava çok sıcak diyorsanız serin olarak için.. soğuk suyu başınıza dikip içemezsiniz...:)))

AFİYET OLSUN...

6 Mayıs 2012 Pazar

Pizza yapıyoruz... hem de tam buğday unuyla...

İnanılacak gibi olmayan haftalar geçiriyoruz.. Bir türlü bloga birşeyler yazamadım, çünkü yazacak şeyler yapamadım :( Umarım artık daha iyi olacağız.. Ailecek...

Bugün evden çıkamadığımız bir gündü.. Kendimize ödül olarak pizza yapalım dedik. Ama glisemik indeksi düşük olsun diye tam buğday unuyla yaptık..

Geçen haftadan aldığımız enginarlarımız ölmek üzereydi, onları da pizzada kullanayım dedim..

Hemen alışverişe gidip (evin önü Migros, pek şanslıyım :)) ) malzeme eksiklerimi tamamladım.

Gelelim gerekli malzemelere;
  • tam buğday unu,
  • yaş maya
  • tuz
  • toz şeker
  • zeytinyağı
  • domates püresi (yazın kendisi de olur :)) )
değişebilen malzemelerse;
  • enginar
  • çeçil peyniri
  • mozzarella
  • pınar tost peyniri
  • cherry domates
  • taze soğan
  • kekik
  • hindi göğüs füme
  • beyaz şarap
Nasıl yapacağız?

Unu tezgahınızın üzerine tepeleme koyuyorsunuz, ortasını bir yuva yapıyorsunuz. Yuvanın içine mayayı ufalıyorsunuz ( 1 kilo una 1 paket (48 gr kadar) maya hesabıyla), mayanın üzerine beslenmesi için toz şeker ilave ediyorsunuz. 1 tatlı kaşığı yeterli. Tuzu unun üzerine koyuyorsunuz. Zeytinyağını da mayanın üzerine ekliyorsunuz. Zeytinyağı 2 çorba kaşığı kadar. Ama mutlaka sızma olacak. Oda sıcaklığındaki şaraptan biraz ekleyip karıştırmaya başlıyorsunuz. Parmaklar iş başında...:)  daha sonra unu teninizin ısısındaki suyu ekleyerek yoğurmaya devam ediyorsunuz. Pürüzsüz, kulak memesi kıvamında bir hamur yapınca ağzı kapalı, rüzgar almayan bir köşeye koyuyor ve hamur iki katına çıkana kadar bekliyorsunuz.
Un, maya, zeytinyağı, birazcık şeker, unun üzerinde tuz..
İşte hamurunuz böyle pürüzsüz olacak..

Böyle de iki katına büyüyecek.. Bizimki biraz fazla bile büyüdü..:) kapağı ittirmiş..:))


Tepsinizi zeytinyağı ile yağlıyorsunuz, ama bolca... üzerine hamurunuzu açıyorsunuz. 3-5 mm kalınlığında açılmış hamur pek güzel oluyor. Hamurun üzerine yine zeytinyağı ile karıştırılmış domates püresini sürüyorsunuz. Daha önceden 200 derecede ısıttığınız fırına tepsinizi koyup yaklaşık 15 dakika pişiriyorsunuz. Altı kızarmaya başladığı zaman fırından çıkartıp üzerini dilediğiniz gibi dolduruyorsunuz. Son bir 5-6 dakika daha bekledikten sonra muhteşem pizzanız yemeğe hazır.. Kalan beyaz şarap ta yanına pek yakışıyor söylemek gibi olmasın..



Fırındaki üzeri domates soslu hamurumuz..
Üzerine koyacaklarımızı hazırladık..

Pizzanın yarısını domatesli yarısını soğanlı yaptık. Üç ayrı peyniri üç farklı bölgeye yerleştirdik..


Pişti, kestik hatta yedik bile..:)))


Herkeslere afiyet olsun..